12 Nisan 2010 Pazartesi

Osmanlı'da Kamu Binaları ve Deprem


Osmanlıda, güzel bir gelenek icabı kamu binaları sağlam olarak inşa edilirdi. Çünkü birçok kişinin gireceği, barınacağı veya belli bir süre kalacağı bu tür binaların sağlamlığı can güvenliği açısından son derece önemli idi. Tekniklerin bu derecede gelişmediği devirlerde, insanı şaşırtacak derecede, ince hassas hesaplar yapabilen ve bunu binalarının yapımında uygulayan mimar ve ustaların eserlerine hayranlık duymamak elde değil. 

Tabii afetler içinde depremlerin ayrı bir önemi vardı. Osmanlı mimarları, o kuvvetli hisleri ve hesaplarıyla depreme karşı da önlemler alırlardı. Dağarcığınıza sunacağımız belge bunun tipik bir örneğidir ve ders alınacak güzel yönleri vardır:


10 Nisan 2010 Cumartesi

1894 Deprem Raporu




Sultan II. Abdülhamid, 10 Temmuz 1894 senesindeki büyük İstanbul depreminden sonra bir bilimsel araştırma yapılmasını istemiş, Atina ve İstanbul rasathâneleri ortak bir rapor hazırlamışlardır. Hazırlanan bu rapor aşağı-yukarı bir ay sonra, 15 Ağustos 1894 tarihinde padişaha sunulmuştur. Padişah'ın fikr-i takibi bu konuda etkili olmakla beraber, raporun altındaki üç imzanın da sahibi gayrimüslimlerdir. 

Yabancı dille Fransızca yazılan bu rapor, bir Ermeni vatandaşı olan Bogos tarafından Fransızca'dan Osmanlıca'ya tercüme edilmiştir. 
Metnin tadını bozmamak için kelimeleri günümüz Türkçe'sine çevirmeden aynen aktarıyoruz:


23 Mart 2010 Salı

10 Temmuz 17 Ağustos'un Aynısıydı!

1894 deprem haritası ve raporu, bize, 17 Ağustos depremiyle alâkalı ilginç ipuçları veriyor...
Deprem Haritası

10 Temmuz 1894 büyük depremi üzerine Atina ve İstanbul rasathanelerince ortak hazırlanan Türkiye'nin deprem haritasına ve raporuna dikkat edilecek olursa, yaklaşık bir asır önce vukû bulan "hareket-i arz-ı şedîde"nin tesir sahası, 17 Ağustos depremiyle tamamen aynı!...

O halde, yüzyıllık periyodlarda olması beklenen büyük İstanbul depremi neden şu "17 Ağustos depremi" olmasın?!...


21 Mart 2010 Pazar

Neydi O Eski Zelzeleler

İstanbul'u Seven Katlanır Depremine


Bir kere Osmanlı, bırakınız en basit halkını, sarayın vekâyinâmecileri bile hiçbir zaman şöyle ballandıra ballandıra bol teferruatıyla bir zelzeleyi kaale ve kaleme almazlar. Açın bakın vekâyinâmelere; en lüzumsuz tevcihatları, makam tayinlerini, tedipleri, nefiyleri, saraydaki entrikaları, fütuhatı, hayratı, vefayatı uzun uzadıya anlatan müverrihlerimiz depreme gelince, sosyal tarihimiz açısından söylüyorum; maalesef ya es geçerler, yahut da birer cümleyle geçerler. Bakarsınız başlıkta "Zuhır-ı Zelzele-i Azime" der, altından bir şey çıkmaz, yahut tek cümleyle "Vukû-ı Zelzele Der Islambol Der Muharrem' der geçer. Yine iş kalır Eremya Çelebi'nin Ruznâme'sine...


Tevekkül

1800'lü yılların İstanbul'unda, mütevazı bir semt olan Eyüp Sultan'da; Osmanlı'nın gündelik hayatındaki vazgeçilmez mekânlardan şirin bir mahalle bakkalı, mahalle sakinlerinden Mehmed Selahaddin amca ve hanımı Hatice Sâtıa teyze arasında geçen küçük bir hikayedir bu:

Sıradan bir gündür. Mehmed Selahaddin amca hemen her gün tekrarlanan mutad sabah alışverişi için bakkala kadar çıkar. Alacağı birkaç kalem kahvaltılık nevâledir. Bu arada Hatice Sâtıa teyze kahvaltı sofrasını kurmuş, pişirdiği sütü fincanlara servis de etmiştir. Süt fincanda soğumaya yüz tutmuş ama Mehmed amca bakkaldan henüz dönmemiştir. Sâtıa teyze meraklanmıştır; çünkü kadim bakkalları evlerinin hemen az ilerisindeki köşe başındadır. "Sohbete mi daldılar acaba?" diye düşünüp dururken Mehmed amca nihayet elindeki nevâlelerle kapıda görünür. Kapı açılır açılmaz malûm soru sorulur; "Nerede kaldın bey? Meraklandım..." Mehmed Selahaddin amca biraz yaşlıdır; bir iki soluklandıktan sonra "Hanım" der; "duydum ki mahallenin taa uç tarafına bir bakkal daha açılmış. Alışverişi oradan yapayım dedim; haliyle ondan geciktim." Hatice Sâtıa teyze "niye?" diye sorar hemen; "Niye? Bizim bakkal efendiyle bir tatsızlık mı oldu, yoksa bu yeni bakkal efendi daha ucuza mı mal satıyormuş?"

Tarih ve Düşünce | Ekim 1999 | Yıl: 1 - Sayı: 1

Tarih ve Düşünce Dergisi - Kapak: Ekim 1999

 
web siteleri